İBADETLERİMİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İBADETLERİMİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2009 Pazartesi

Namazda Ne Diyoruz


1- Sübhane Rabbiyel-Azim: Büyüklük ve azamet sadece Ona ait olan Rabbimi bütün noksanlardan tenzih edip yüceltirim.

2- Semiallahü limen hamideh: Allahü teâlâ kendisine hamd edenin hamdini işitir, kabûl eder".

3- Allahümme rabbena ve lekel hamd: Allahım, Rabbim hamd sana mahsustur.

4- Sübhane Rabbiyel-Ala: Büyüklük ve Yücelik sadece Ona ait olan Rabbimi bütün noksanlardan tenzih edip yüceltirim.

Teheccud -Gece Namazı-

"Rasulullah'a: "Falan kimse gece namazı kılıyor, fakat sabah olunca hırsızlık yapıyor!" denildi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v): "Söylediğiniz o ibadet, yakında onu, yaptığı kötü işten alıkoyacaktır" buyurdu.

Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Abdullah b. Ömer, ne güzel bir insandır. Keşke gece namazı da kılsaydı."418 Bundan sonra İbn Ömer'in gece namazını kaçırdığı hiç görülmemiştir.

Gece namazı hadislerde şöyle övülmüştür

"Gece namazına devam ediniz, çünkü o, Rabbinizin rızasına ulaştıran ve günahlarınızı temizleyen bir ibadettir."419

"Gece namaz kılmak sizden önceki salihlerin adetidir. Bu namaz, sahibini kötülüklerden uzaklaştırır, günahları temizler, Şeytanın hilelerini defeder, vücuttan hastalıkları uzaklaştırır.

28 Nisan 2008 Pazartesi

İBADETİN GÜZEL YAPILMASI-2

b. Acele Etmek
"Allah Allah, isyan ettiremedim, hayırdan geri bıraktıramadım!" der şeytan. O zaman ne yapmak ister? Yine peşini bırakmaz insan oğlunun: "Hayrı yapacak bu ama, şunu acele yaptırtayım!" der, kalitesini düşürmek için. Yâni yaptığı hayrın kalitesi düşük olsun, bir şeye benzemesin, tadı tuzu olmasın yaptığı ibadetin, taatın diye acele yaptırmayı emreder.
(El'aceletü mineş-şeytàn) "Acele şeytandandır."

--Kıl şu namazı!
--Kaç dakikada?
--İki üç dakikada...
Tangur tungur, paldır küldür...
--Tamam, dört rekat kıldım: Esselâmü aleyküm ve rahmetullah! Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!..
Pırrrr....
--Nereye gidiyorsun? Daha namaz bitmedi, duası filân...
Yok işte seccade bir tarafta, terlik bir tarafta, öteki terlik bir tarafta... E, ne yaptı? Aceleye getirtti şeytan... Dışarda ne yaptı? Dışarda gitti, oturdu.

Bütün güzel ibadetlerin şuurlu, tadına varılarak, tatlı, hoş bir şekilde icra ve ifa edilmesini acele duygusuyla bozmak ister. Meselâ namaz kılıyor, ne söylediğinin farkında değil, ne okuduğunun farkında değil; rekâtlar, rükûlar, secdeler birbirine karışıyor. Halbuki "Allahu ekber!" dedi mi duracak.

Ben şimdi Suudluların namaz kılışına bakıyorum, bizim namaz kılışımızdan kat kat güzel. Neden? Rükûlarda bekliyorlar, secdelerde bekliyorlar, iki secdenin arasında bekliyorlar, aceleye getirmiyorlar. Kıraatleri uzun... Bakıyorum, Ooooh... bayağı uzun uzun okuyorlar. Yâni bayağı tadını çıkartarak, aceleye getirmeden namaz kılıyorlar. Taa otomobilden iniyorsun, şurda hoparlörden duyuyorsun, imam "Allahu ekber!" dedi, rekâta durdu. Yürüyorsun, yürüyorsun, geliyorsun, birinci rekâta yetişiyorsun; taa uzun mesafeden... Türkiye'de olsa, selâm bile verirlerdi: "Esselâmü aleyküm ve rahmetullah! Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!" biterdi iş. E, ne bu acele?..

Şimdi şeytanın bir işi de aceledir. Yâni sapıtmak ister, azdırmak ister, bir; hayrı engellemek ister, iki; aceleye getirip kalitesini sıfıra düşürmek ister, üç...

Meselâ, Peygamber SAS Efendimiz bir keresinde bir adamın namaz kıldığını gördü. Adam namaz kıldı ama, hızlı kıldı. Hızlı hızlı, hızlı hızlı kıldı, selâm verdi. Peygamber SAS ona buyurdu ki:
"--Sen namazını yeniden kıl, çünkü sen namazı kılmadın!" dedi.

Kıldı, gözünün önünde kıldı, dört rekatı tamamladı. "Sen namazı yeniden kıl, çünkü sen namazı kılmamış oldun!" dedi. Adam anlamadı, bir daha kıldı ama, aynı hızla kıldı. Ona tekrar söyledi:
"--Sen namazı yeniden kıl, çünkü sen namazı kılmamış gibi oldun, kılmamış oldun!"

Demek ki, Allah kabul etmiyor. Yâni namazı kıldı, dört rekatı kıldı ama; güzel kılmadı. Sen namazı kılmamış oldun dediğine göre Peygamber SAS Efendimiz, demek ki olmamış. Demek ki olması için belli bir ciddiyet, bir vakar, bir sekinet, bir huşu gerekiyor. Namazın şartları bunlar.
Bismillâhir-rahmânir-rahîm:

(Lev enzelnâ hâzel-kur'âne alâ cebelin) Eğer biz bu Kur'an-ı bir dağın üstüne indirseydik; insan oğlunun üstüne değilde, dağın üstüne indirseydik bu Kur'an-ı; (leraeytehû hàşian mütesaddian min haşyetillâh) Allah'ın havfından, haşyetinden, korkusundan o dağın parça parça ve böyle eğilmiş büzülmüş, saygıdan korkmuş bir hale geldiğini görürdün. Dağ taş o hale geldiğini görürdün."

İnsan oğluna inmiş; insan oğlu dağdan daha katı demek ki, taştan daha sert demek ki, üstüne Kur'an-ı Kerim nazil olmuş gelmiş de, Kur'an-ı Kerim'den etkilenmiyor, huşu duymuyor...

Adem Aleyhisselâm'ın iki oğlu vardı:

(İz karrabâ kurbânen) İkisi de kurban takdim etti, kurban sundular. (fetükubbile min ehadihimâ) Allah kullardan bir tanesinin kurbanını kabul etti, (velem yetekabbel minel-âhar) ötekisininkini kabul etmedi." İkisi de kurban kesti, ikisi de kurban vazifesini yaptı. Niye birisinden kabul oldu, birisinden olmadı?.. Demek ki ibadet yapılmakla bitmiyor, dur bakalım kabul olacak mı?..

İnsan oğlunun çoğu bunu bilmiyor, şeytan bunu biliyor; ibadet yapsa bile kabul edilmeme durumuna düşürtmeğe çalışıyor. Yâni ibadet yapacak ama, sıfıra düşecek, bir işe yaramayacak. Bu da aceleden...

Adam çarşıdan yiyecek almış, derenin kenarında oturmuş, yiyecek; elinden düşmüş yiyecek dereye... Bir daldırmış elini, düşen şeyi tutayım diye. Tabii fıkra bu... Bir kurbağa çıkmış, eline o gelmiş; yâni ekmeği gıdayı tutamamış da, kurbayı tutmuş. "Vraak!.." diye bağırmış kurbağa... "Sen vrak da desen, cıyak da desen ben seni yiyeceğim; çünkü sana para verdim!" demiş.

Şimdi nasıl olsa biz buraya para vermişiz gelmişiz; cıyak da dese, vrak da dese biz burda bu kadar gün kalacağız. E, burdaki işimiz ne?.. Buradaki işimiz ibadet etmek, ilmimizi irfanımızı artırmak, mânevî sevabımızı çoğaltmak... Yâni burdaki işimiz şu anda iş değil; burda takım tezgahı yok, çalışma yok...

E, acelen ne? Acelemiz ne yâni?.. Eğer ibadetten, ilimden, irfandan, sevaplı işten bizi bir şey alıkoyuyorsa, şeytan alıkoyuyor, şeytan acele ettirtiyor. Yaptırtmamak veya yapılınca kalitesiz yaptırıp kabul ettirtmemek istiyor. "Hayır, ben öyle oyuna gelmem, tamam ben bu ibadeti güzelce yapacağım!" dersen; o zaman da başka hastalıklarla bulaştırıp, ibadetin gene kabul edilmemesini sağlar şeytan...

27 Nisan 2008 Pazar

İBADETİN GÜZEL YAPILMASI-1

a. Şeytanın Hileleri
Şeytan aleyhil-la'neh bizim hasmımızdır, düşmanımızdır. Kur'an-ı Kerim'de de buyruluyor:
(İnneş şeytàne leküm adüvvün, fettahizûhü adüvvâ) Muhakkak ki şeytan düşmanınızdır; siz de onu düşman belleyin, düşman edinin! Şeytanın düşman olduğunu bilin!" buyruluyor.
Şimdi bu bir mahlûk ve ateşten yaratılmış. Bizi doğru yoldan çıkartmağa, Allah'ın sevmediği işleri yapmağa teşvik eder, günahları işlemeğe teşvik eder. Allah'ın emirlerinin yapılmasını zor gösterir, yapılmasını istemez, yapılmamasını sağlamağa çalışır. İnsanı Allah'ın emirlerini tutmamaya, Allah'a âsî duruma düşürmeye çalışır. Kendisi emir tutmamıştır, insan oğlunu da âsî duruma, kendisinin durumuna düşürmeğe çalışır. Kendisi gibi cehenneme girsinler diye sapıtmağa çalışır.

Eğer şeytan bir insanın aklını çelemezse, onu günahı işlemeye sevk edemezse, Allah'a âsî duruma düşüremezse; hiç olmazsa hayrı işletmemeğe çalışır. Hayrı işlemesin, sevaplı işi işlemesin, sevaplı işler yapıp da Allah'ın rızasını kazanmasın diye hayırlardan geri tutmağa çalışır. Hayırlardan geri tutmağa güç yetiremezse; çünkü doğrudan doğruya kendisinin bir gücü yoktur, saltanatı yoktur. Yâni ne olursa olsun yaptırırım diye bir saltanatı yoktur. Bismillahir-rahmanir-rahim.

(İnnehû leyse lehû sultànün alellezîne âmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûn) "Onun iman eden insanlar üzerine bir hakimiyeti, zorla yaptırım gücü yoktur. Rabbine tevekkül eden, iman eden kullarına zorla bir şey yaptırtamaz." Ne yapar?.. Ancak vesvese verir, teklif eder. Yâni insanın karşısında ona bir takım teklifler getirip, o teklifleri ona cazip gösteren, allayıp pullayan, hoş gösteren, istettiren, canını çektiren bir varlıktır. Doğrudan doğruya bir gücü yoktur ama, burnuna halkasını taktığı kimseyi ayı oynatır gibi oynatır.

Hani ayıların burnuna zincir takıyorlar; o zaman o koca ayı ayıcının oyuncağı oluyor. Otur diyor oturuyor, kalk diyor kalkıyor. Şu taklidi yap diyor yapıyor, bu taklidi yap diyor yapıyor. Söz dinlemediği zaman burnunda halka var, çekti mi acıdığı için hayvanın burnu; bir de elinde sopası var, koca ayı o küçücük yenebileceği mahlûkun maskarası oluyor, yâni oyuncağı oluyor.

Böyle burnuna halka taktıkları vardır. Kendisinin sözünü dinleyenleri, tabi olanları vardır ama; mü'minlere, imanı kuvvetli olanlara ve Allah'a tevekkül edenlere doğrudan doğruya yaptırım gücü yoktur. Sadece teklif etme, cazip gösterme, reklam ve propaganda ve kötülüğü yaptırma gayreti vardır.

Şerri yaptıramazsa, şerri cazip gösterip işlettiremezse; "İçki iç, kumar oyna, zina et, şöyle yap, böyle yap; adam öldür, hırsızlık yap..." vs. bunu yaptıramazsa, hayrı işletmemeğe çalışır: "Namaz kılma, oruç tutma, Allah'ın yolunda gitme; sıkıcı zaten bunlar... Hacca gidip ne yapacaksın?" der. Yâni Allah'ın emirlerine karşı insanda bir soğukluk, isteksizlik, onları sevimsiz görme gibi bir şeyi yapmağa çalışır.

Onu da atlatabilirse insan, "Ne demek yâni; Allah'ın emri de güzeldir, yasağı da güzeldir. Emri güzel şeyleri emretmiştir" diyebilirse...

(Kul innallàhe lâ ye'müru bil-fahşa') "De ki ey Rasûlüm, o mü'minlere: Allah insanlara kötülük emr'etmemiştir, kötülükleri yapın dememiştir. Emrettiği şeyler, fuhşiyat değildir, güzel şeylerdir."

(Kul emera rabbî bil-kıst) "Adaletli güzel şeyler emretmiştir Mevlamız, insanlara faydalı şeyleri emretmiştir. Dünyalarına, ahiretlerine, sıhhatlerine, bedenlerine, akıllarına, her şeylerine faydalı şeyleri emretmiştir."

Ne demek? Rabbimin emirleri güzeldir. Namazı güzeldir, haccı güzeldir, zekât güzeldir. Evet cebimden para çıkıyor ama, o da güzel, karşı taraf seviniyor. Benim fazlamdan alıyor, kırktan bir tanesini alıyor, kırktabirini alıyor, otuzdokuzu bende kalıyor. Malım temizleniyor, o kardeşim de seviniyor. Karşıdaki bir insanı sevindirmiş oluyorum. Oh... Ne kadar güzel.

Zekât güzeldir, oruç güzeldir. Oh... Elhamdü lillâh bedenim rahatlıyor, midem dinleniyor, sıhhat kazanıyorum, kalbim nurlanıyor... vs. Oruç güzeldir, her şey güzeldir.

Allah'ın emirleri de, yasakları da yerli yerincedir. İyi ki yasak olmuş içki; çünkü birayı bile devamlı içenlerin görüyoruz alkolik olduğunu...

--Alkol miktarı az, efendim işte ne olacakmış filân...

Azdan çoğa, çokdan alkolikliğe, alkoliklikten dejenerasyona, dejenerasyondan hastahaneye veya mezara; istikamet böyle...

Almanya'da çok gördüm, biradan mahvolmuş çok insan gördüm Almanya'da; yollarda, kenarlarda, hayır evlerinin kapılarında...
"--Bunlar burda ne yapıyorlar böyle?" dedim.

Dediler ki:
"--Bunlara bu hayır teşkilatı yevmiye bir para veriyor, az bir para. O parayı almak için buraya dizilirler, yatarlar kapıların önünde böyle koyun sürüsü gibi, davar gibi; ondan sonra burdan bu günlük paraları aldılar mı, dosdoğru yine içki içmeye giderler."

Yâni bayağı bir insanlıktan çıkıyorlar; hem vucüt ve şekil bakımından çıkıyorlar, hem de faydalı bir insan olmaktan çıkıyorlar. İnsan görüyor; o küçük dedikleri, alkol miktarı az dedikleri biranın bile bir toplumu nasıl mahvettiğini gözleriyle görüyor. Keşke videoya alsa da insan, seyrettirse başkalarına...

Şimdi yasakları da güzel yerli yerindedir. Elhamdü lillâh ki nikâhı emretmiş, zinâyı haram kılmış. Elhamdü lillâh ki içkiyi haram kılmış. Ve o kadar güzel tatlı, tuzlu, ekşi, turşu ne güzel meyvalar var, gıdalar var; onlarla gıdalansın insan!.. Emri güzel, yasağı güzel, lütfu güzel, kahrı güzel, hükmü güzel, her şeyi güzel...

21 Nisan 2008 Pazartesi

"Lâ ilâhe illallah" Sözü Belâları Önler

İbn-i Abbas RA'dan bize rivâyet olunduğuna göre, Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

RE. 462/5 (Lâ ilahe illallah, tedfeu an kàilihâ tis'aten ve tis'ìne bâben minel-belâ', ednâhel-hemmü) "Lâ ilâhe illallah sözü, bu sözü söyleyen mü'minden doksandokuz çeşit belâyı def eder, belâ ona gelmez. Lâ ilâhe illallah diyen kimseye, doksan dokuz çeşit belânın gelmesini engeller bu söz... Gelecekken durdurur, gelmesini engeller, lâ ilâhe illallah diyeni kurtarır. (Ednâha) Bu belâların en aşağısı, (el-hemmü) hemdir; yâni tasadır, üzüntüdür, iç sıkıntısıdır, insanın kederidir, gamıdır, elemidir."

"Lâ ilâhe illallah" diyenin doksandokuz cins belâsı uzaklaşır, kelime-i tevhid onu korur; en aşşağısı iç sıkıntısı, kaygı ve tasa... Bunları bile alır gider. Onun için, bazı kardeşlerim ruhî rahatsızlıklarını bana anlattıkları zaman, diyorum ki:

"--Aşk ile, şevk ile lâ ilâhe illallah deyin! Bu söz sadece manevî bakımdan insana sevap kazandırmakla kalmaz, aynı zamanda maddî faydası da vardır. İlaç gibidir, ruh hastalıklarını tedavi eder, üzüntüleri def eder. İnsanın içini nurlandırır, şenlendirir, alnını pırıl pırıl parlatır, kale gibi sağlam, şeker gibi, lokum gibi, kaymak gibi tatlı bir insan haline getirir." diye söylüyorum.

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Onun için dindarlığımızı, "Lâ ilâhe illallah" sözünü söyleyen ehl-i tevhid oluşumuzu iyi düşünelim ve iyi uygulayalım!

Bir de Abdülaziz Hocamız Rh.A derslerinde söylemiş, ben de duyanlardan dinlemiştim, Râmuz'da da okudum: Lâ ilâhe illallah âşikâre tevhiddir. Yâni Allah var, Allah'ın şeriki naziri yok... Budistlerin taptığı Buda nedir?.. Bir insandır. Onun heykelini yapıyorlar, niye tapınıyorlar? Tapınmamaları lâzım!.. Bu Güneş nedir? Gökteki varlıklardan bir tanesidir. Japonlar'ın güneşe tapınmaması lâzım!.. Bu haçın üstünde bir heykel var, gûya Hazret-i İsâ imiş. Buna da tapmamaları lâzım, çünkü o da Allah'ın mübarek bir peygamberidir. Teslis vs. yanlıştır, sonradan çıkmıştır, doğru değildir.
Tamam, bu "Lâ ilâhe illallah" anlaşılıyor. Lâ ilâhe illallah'ı Kur'an-ı Kerim'de açıklayan sûre hangisidir?.. İhlâs Sûresi dediğimiz, "Kul huvalllàhu ehad" sûresidir.

(Kul huvallàhu ehad) "De ki ey Rasûlüm; ey mü'min ve îmanlılar deyin ki: O Allah bir tektir, onun şeriki, nazîri yoktur. (Allahus-samed) Her mahlûka ihtiyacını veren, muhtaç olduğu ihtiyaçları karşılayan, yaratan, yaşatan, her varlığın varlığını devam ettiren odur, sameddir. (Lem yelid ve lem yûled) Ne onun çocuğu olmuştur, ne de o birisinin çocuğudur. Doğurmamıştır, doğmamıştır."

Yâni beşere mahsus olan bu sıfatlar; işte annesi vardır, babası vardır, evlenmişlerdir, nikâhlanmışlardır, çocukları olmuştur... Bunlar insanlara mahsus, mahlûka mahsus sıfatlardır. Allah-u Teàlâ Hazretleri evlât edinmekten veya birisinin oğlu olmaktan münezzehtir. Eğer oğluysa, tenâsülle baba-oğul diye giderse, o zaman ne olur?.. Devam eder, yâni olmaz, mantık dışıdır. Bu açık bir tevhid; (Ve lem yekün lehû küfüven ehad.) "Onun şeriki, naziri, hiç ona denk olan bir varlık da yoktur."
"--Bir Allah var, tamam inandım da, bir de onun karşısında filan..."
Öyle bir şey yok! Karşı güç vs. öyle bir şey yok! Allah-u Teàlâ Hazretleri kàdir-i mutlaktır, kâinatın sahibidir, hiç bir şey ona denk olamaz. Her şey onun mahlûkudur, o ne dilerse öyle yapar.

Bu âşikâre, görünen, bilinen bir şeydir. İlkokul çocuğu da anlar bunu, tahsilsiz de anlar. Tahsilli de çok derinden anlar, severek anlar. Gözyaşlarıyla okur, sever, mânâsının derinliğine inip zevkine varır. Amma bu âşikâre tevhidden başka, bir tevhid çeşidi daha var: Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh...

Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh da örtülü, perdenin arkasındaki tevhiddir. "Bütün güç, kuvvet Allah'tadır." demek. Lâ havle, tahvil edici değiştirici güç yoktur; velâ kuvvete, herhangi bir kuvvet yoktur; illâ billâh, hepsi Allah'ın elindedir. "Başka bir varlıkta böyle bir değiştirme gücü, bir şeyi yaptırım gücü, kuvveti vs. yoktur; her şey Allah'ın kudreti elindedir." Bu da perdenin arkasındaki derin tevhiddir. Bu da gizli tevhiddir. Demek ki, lâ ilâhe illallah olarak derinlemesine öğreneceğiz...

Zaten tasavvuf dervişi ne yapar? Hakîkî muvahhid yapar, hakîkî tevhidci yapar. Tasavvufta ilerleye ilerleye bir mürid, tevhidin mertebelerini geçe geçe, yüksele yüksele derinleşe derinleşe sonunda Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin varlığını, birliğini çok yakından, âşikâre, çok güzel anlar, hakîkî muvahhid olur.

Burda tabii çeşit çeşit insanlar var, bazı yerlerde de üzücü ifadelerle karşılaşıyoruz. Onları da tabii saklayıp söylemeyip sabretmek lâzım ama bazıları, bizim ecdadımıza, Osmanlılar'a;
"--Onlar sofî idi filân..." diye tenkid ediyorlarmış.
Halbuki niye tenkid ediyorlar? Hakîkî muvahhid olarak, tasavvuf terbiyesi sonunda tevhidin bütün inceliklerini öğrenip, en iyi muvahhid olarak onlar yaşamışlar. Ne güzel de hizmetler etmişler, cihadlar etmişler, görevler yapmışlar. Yapan yapmış, yapmayan yapmamış.

Tabii iyisi de var kötüsü de var. Kimisi gazel yazmış, şarap içmiş, zevk etmiş, keyif yapmış, ömrünü öyle geçirmiş. Eh, eden bulur; ne ekerse insan onu biçer. İyiye iyi, kötüye kötü... Kötüyü medih de etmiyoruz, iyiye de iftira edilmesine razı gelemeyiz, onları savunmak da vazifemiz.

DOĞRU İNANÇ VE GÜZEL KULLUK
Prof. Dr. Mahmut Esad Coşan

Lailahe İllallah Sözünün Gereği

Peygamber SAS Efendimiz, Enes RA'ın rivâyet ettiğine göre şöyle buyurmuşlar; mübarek sözlerini de okuyalım, hadis-i şeriflerin sözlerini, âyetlerin sözlerini okuyup, ondan sonra anlatmak daha uygun. Çünkü dinleyenler daha iyi anlarlar:

RE. 462/2 (Lâ ilâhe illallah temneul-ibâde min sahatillàh, mâ lem yü'sirû safkate dünyâhüm alâ dînihim, feizâ âserû safkate dünyâhüm alâ dînihim sümme kàlû lâ ilâhe illallah, rüddet aleyhim ve kàlellàhu kezebtüm)

Bu mühim bir husus, biz müslümanları da ilgilindiriyor. Gayrimüslimleri de ilgilendirir ama, "Lâ ilâhe illallah" diyen biz müslümanlarız. "Allah'dan başka tanrı yok, yeri göğü yaratan, âlemlerin hàlıkı, insanları yaratan, yaşatan, rezzak, kàdir-i mutlak yaradanımız bir, ondan başka ilah yok!" diyoruz. Lâ ilâhe illallah sözüyle bunu ifade ediyoruz, kelime-i tevhid diyoruz ve bu çok önemli bir söz. Peygamber Efendimiz buyuruyor:

"Bu 'Lâ ilahe illallah' sözü, 'Allah başka tapılacak mâbud yoktur, ancak ve sadece Allah vardır.' sözü, (temneul-ibâde min sahatillah) kulları Allah'ın kızgınlığına maruz kalmaktan korur."

Demek ki, Allah "Lâ ilâhe illallah" demeyenlere kızıyor. Öyle demeyenler gazabına mâruz kalıyor, gazabına muhatab oluyor, gazabı karşısında kalıyor, Allah'ın kızgınlığını celbediyor. Lâ ilâhe illallah demeyenler, putlara tapanlar, aya, güneşe tapanlar, yıldızlara tapanlar, daha başka şeylere tapanlar demek ki, kâinatı yaratan yüce Mevlâ'nın, her şeye gücü yeten, "Ol!" dediği zaman istediği şeyi olduran Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin kızdığı bir kul oluyor.

"Lâ ilâhe illallah demek, kulları Allah'ın kızgınlığından korur, kızgınlığına maruz kalmaktan korur..." Ne kadar korur?.. (Mâ lem yü'sirû safkate dünyâhüm alâ dînihim) Safka taraf, yön, cihet demek... "Dünya tarafını dinleri tarafına tercih etmediği müddetçe Lâ ilâhe illallah sözü kulları Allah'ın gazabına uğramaktan, hışmına uğramaktan, cezaya, belâya uğramaktan korur. (Feizâ âserû safkate dünyâhüm alâ dînihim) Ama böyle yapmazlar da dünyalık tarafını din tarafına tercih ederlerse, menfaati, dünyalığı, parayı, pulu, maddiyatı, inançsızlığı tercih ederlerse; (Sümme kàlu lâ ilahe illallah) yaşamları böyle olur, ticaretleri böyle olur da, laf olsun diye 'Lâ ilahe illallah' derlerse, o zaman makbul olmaz. (Rüddet aleyhim) Bu söz onlara çarpılır, gerisin geri verilir, reddedilir, kabul olunmaz."

(Ve kàlellàhu) "Allah-u Teàlâ Hazretleri buyurur ki onlara: (Kezebtüm) 'Yalan söylediniz, siz yalancısınız. Hem lâ ilâhe illallah diyorsunuz, hem de Allah'ın sözünü dinlemiyorsunuz. Hem Allah'ın varlığını birliğini biliyorsunuz, hem Allah'a güzel kulluk etmiyorsunuz. Hem mü'min olduğunuzu dilinizle ifade ediyorsunuz, hem de îmanınızın gereği olan dininiz için çalışmayı yapmıyorsunuz da, dini bir kenara atıyorsunuz, dünyaya yöneliyorsunuz. Dünyalığı dine tercih ediyorsunuz. Onun için yalancısınız' der Allah-u Teàlâ Hazretleri" diye bildiriyor.

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Demek ki, bütün müşrikler, kâfirler dünyada, ahirette çok büyük tehlikede, Allah'ın gazabına uğruyorlar. Allah onları hem dünyada cezalara, belâlara uğratır, hem de ahirette cehennemine sokar. Ama müslümanların da, lâ ilâhe illallah diyenlerin de, lâ ilâhe illallah'ı doğru söylemeleri lâzım! Lâ ilâhe illallah dedikleri zaman, lâ ilâhe illallah sözünün gereğini yapmaları lâzım! Şu fâni dünyanın, fâni lezzetlerini, eğlencelerini, zevklerini, menfaatlerini tercih edip de, dinlerinin emirlerine aykırı işler yapmamaları lâzım!..

Bazı insanlar mâlesef, "Ben lâ ilâhe illallah diyorum, ben müslümanım!" filân diyorlar, bu sözü söylüyorlar. Hakîkaten de, ben onların samîmî olduğunu biliyorum, kabul ediyorum, yalancı olduğunu söylemiyorum. Samîmî olarak bunu söylüyorlar ama, yaşamları lâ ilâhe illallah'a uygun olmuyor. Allah'ın emirlerine, yasaklarına uymuyorlar. O zaman Allah-u Teàlâ Hazretleri, (Kezebtüm) "Siz yalancısınız, yalan söylüyorsunuz!" diyor. Lâ ilâhe illallah sözlerini onlara reddediyor, lâ ilâhe illallah sözü onlardan kabul olmuyor.

Demek ki, bir müslüman "Lâ ilâhe illallah" diyecek, îmanını kurtaracak, doğru bir dine girmiş olacak ama, dünyayı tercih etmeyecek. Dünya menfaatini, keyfini, zevkini, eğlencesini, hırsızlığını, arsızlığını, yüzsüzlüğünü tercih etmeyecek. Dinini tercih edecek; dininin emirlerini, yasaklarını, faziletlerini, dinin kendisine gösterdiği hayat tarzını tercih edecek.

Bizim dinimiz bize ne emrediyor, yâni hangi hayat tarzını emrediyor? Temiz olmayı emrediyor. Temizlik dinin yarısı; ne kadar güzel, ne kadar çağdaş, ne kadar çağlar üstü... Her yönden temiz olmak; bedenen temiz olmak, kalben temiz olmak, niyet olarak temiz olmak, elbisesi temiz olmak, ibadet yeri temiz olmak, evi temiz olmak, evinin önü temiz olmak, ticareti helâl, temiz olmak... Temizliğin maddî, mânevî, mecazî, hakîkî, anlaşılan her çeşidini tavsiye ediyor. Ne kadar güzel, temizlik dini İslâm, bu bir...

Ondan sonra İslâm samîmîyet dini... Samîmîyetsizliği reddediyor. Allah'a karşı samîmî olacak, Rasûlullah'a karşı samîmî olacak, hâlis olacak; Kur'an'a karşı samîmî olacak, müslüman kardeşlerine karşı samîmî olacak, müslümanların önderlerine karşı, âlimlerine karşı samîmî olacak, saygılı olacak, bağlı olacak.

Başka? İyiliği emrediyor, merhameti emrediyor, hiç kimseyi üzmemeyi, ezmemeyi emrediyor, kurda, kuşa; yâni insanlardan gayrı yaratıklara da iyilik yapmayı emrediyor. Ne kadar güzel!.. Merhameti emrediyor, zulmü yasaklıyor.

Sonra; kimseyi sömürmemeyi, istismar etmemeyi, kimsenin sırtından bedavadan geçinmemeyi, elin emeği ile yaşamayı, kendisi temiz kazanıp, başkalarına da iyilik yapmayı emrediyor... Din bu.

Adam bunları yapmıyor. Ne yapıyor?.. Pis. Ne yapıyor?.. Kalbi kötü. Ne yapıyor?.. İşleri kanunlara göre bile suç. Ne yapıyor?.. Başkasını sömürüyor, aldatıyor, yalan söylüyor vs... Bunları neden yapıyor?.. Dünya menfaati için. Neden yapıyor?.. Dinini bir tarafa atıp da bu hayata daldığı için, bu fâni hayata daldığı için yapıyor. Bizim inançsızlardan farkımız olması lâzım! Dinimizin emirlerine göre haramlardan kendimizi çekip, farklı insan olduğumuzu göstermemiz lâzım!.. Onlar gibi yaşayıp da, ondan sonra "Lâ ilâhe illallah" demek, Allah tarafından kabul edilmiyor, reddediliyor. Allah-u Te`Œlâ Hazretleri, "Senin bu sözün başına çalınsın, senden kabul etmiyorum bu lâ ilâhe illallah sözünü, sen yalan söyledin!" buyurur diye Peygamber Efendimiz bildiriyor.

Bu önemli bir husus... Bu önemli bir ikaz olduğu için ben sizlere bunu hatırlatmak istiyorum. Özet olarak, anlaşılır bir şekilde cümlelerle söylemek gerekirse: Sakın ahireti unutmayın, mahkeme-i kübrâyı unutmayın, Allah'ın emirlerini unutmayın!.. Kur'an'ı okuyun, Allah'ın emirlerini emir olarak yazın deftere... Yasaklarını da karşı sütuna yazın, bunlar da haramlar, yasaklar diye... Emirlerini tutun, yasaklarından kaçının! Sevapları işleyin, günahları yapmayın!.. Allah'ın sevdiği kul olmağa çalışın!..

"Lâ ilâhe illallah" sözü o zaman insana fayda verir, aksi takdirde fayda vermez. Allahın kabul etmez olduğu anlaşıldığından, ikaz olsun diye söylüyorum.
c. "Lâ ilâhe illallah" Sözü Cennetlik Eder

Yine bir başka hadis-i şerif, aynı konuda, lâ ilâhe illallah'la ilgili başka bir ifade, Peygamber Efendimiz'in başka bir hadis-i şerifi... İbnün-Neccâr rivâyet etmiş, yine Enes RA'den, Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

462/3 (Lâ ilâhe illallahu kelimetün azîmetün kerîmetün alellàhi teàlâ, men kàlehâ muhlisan istevcebel-cenneh, ve men kàleha kâziben asamet mâlehû ve demehû, ve kâne masîruhû ilen-nâr.)

Bu hadis-i şerifin güzel sözlerini okuduktan sonra mânâsını da açıklayalım: "Lâ ilâhe illallah sözü, (kelimetün azîmetün kerîmetün alellàhi teàlâ) çok muazzam bir sözdür, çok ulu bir sözdür, çok yüce bir sözdür ve Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin nazarında çok kıymeti olan, soylu, asil bir sözdür. Lâ ilâhe illallah sözü, Allah indinde çok değerli, önemli bir sözdür. (Men kàleha muhlisen) İhlâs ile, kalbinden inanarak kim 'Allah'dan başka ilah yoktur' diye, bu sözle Allah'a inancını ifade ederse, (istevcebel-cennete) cenneti kendisine gerekli, zorunlu, vacib kılar. Yâni bunu ihlâsla söyleyen cennetlik olur. (Ve men kàleha kâziben) Kim bu sözü aldatmaca olarak, yalan olarak söylerse..."

Belki Peygamber Efendimiz'in zamanında böyleleri de vardı, müslümanlardan korkuyorlardı, toplumun tepkisinden korkuyorlardı, Rasûlullah'ın ve müslümanların karşısında aksini söylediği takdirde başına geleceklerden korkuyordu, söylüyordu. Yalandan lâ ilâhe illallah diyordu; inanmadığı halde, müslüman olmadığı halde, mü'min olmadığı halde söylüyordu.

Peki o zaman ne olur? (Asamet malehû ve demehû) "Bu söz, bu kelâm onun malını ve canını korur; yâni malı heder olmaz, malı elinden alınmaz, hayatına kasdolunmaz, müslümanların arasında müslümanların himayesinde, müslümanlardan sanılır, sayılır, korunur ama; (ve kâne masîruhû ilen-nâr) akibeti cehenneme düşmek olur, sonucu cehenneme gider." Yalandan söylediği için, kurtulmaz, cehenneme gider, cehennemde yanar. Yalandan söylememek lâzım, aşk ile, şevk ile, inanarak söylemek lâzım!..

Birinci hadis-i şeriften anlaşıldığı üzere, "Lâ ilâhe illallah" sözünün gereğini yapmak lâzım. Allah'a inanıyorsan, Allah'ın emirlerini tut; Peygamber AS'a inanıyorsan Peygamber Efendimiz'in nasihatlerini öğren! Efendimiz'in buyruklarını, hadis-i şeriflerini anla, anladığını uygula; Rasûlullah'ın sünnetine uygun yaşa!.. Kur'an'a inanıyorsan, Kur'an-ı Kerim'i oku; Kur'an-ı Kerim'in içindeki emirlere kendini uydur, hayatını Kur'an'a uygun bir hayat eyle!.. İslâm fıkhına, İslâm hukukuna inanıyorsan, Allah'ın emirlerini, fıkhın ahkâmını her konuda uygula!..

Şimdi, bu ikinci hadis-i şerif... Böylece, "Lâ ilâhe illallah" demenin ihlâsla olması gerektiğini Peygamber Efendimiz bize öğretmiş oluyor. "Lâ ilâhe illallah" sözünün de gereği var, icabı var... "Lâ ilâhe illallah" diyenin yaşaması gereken bir tarz var... Onları da yapması gerektiğini; dünyayı tercih etmemesi, dinini tercih etmesi, dünya menfaatine aldanmaması, dinin emirlerine sarılması gerektiğini anlıyoruz.

DOĞRU İNANÇ VE GÜZEL KULLUK
Prof. Dr. Mahmut Esad Coşan

27 Mart 2008 Perşembe

Namazın hareketleri ne mana ifade eder?

Rüku, secde, kıyam, selam... namazın hareketleri ne mana ifade eder?
1961’lerde evrimciliğin iyice alevlendirildiği günlerdeydi. Rahmetli Hacı Nazif çelebi Süleymaniye camiinde bir öğle namazı kıldırmış, turistler de etrafını alarak imam kıyafeti içinde iken kendisine suallar sormuşlardı. Bunlar itirazcı suallerdi. Kimi, insanın maymundan geldiğini iddia etmek istiyor; kimi de, “seyrettiğimiz namazınızda niçin ayakta duruyor, eğiliyor, başınızı yere koyuyorsunuz. Bunun ne manası var? Bizim gibi sandalyeye oturun, papazın duasını dinleyin yeter”, diyordu.

Rahmetli Hacı Nazif’in bunlara verdiği cevaplar hiç aklımdan çıkmaz. Ruhunu şad etmek niyetiyle size de arz edeyim seneler sonrasında.

Evrimci turiste dönerek konuşan çelebi, şöyle dedi:

– Biz namazımızda önce ayakta, sonra rükûda, sonra da secdede oluyoruz. Bunun bir hikmet ve manası şudur.

Ayakta iken ilk insan ilk babamız âdem’in (elif)ini yazarız. Bunun için (elif) harfi gibi dimdik, upuzun dururuz.

Sonra rukûa eğiliriz. Bununla da âdem’in (dal)ını yazmış oluruz. Geriye (mim) kalır. Onu da yere başımızı koyar, (mim) gibi olur, öyle yazarız.

Böylece her namazda babamız, âdem’in adını yazar, maymundan geldiğimizi iddia edenleri fiilen reddetmiş oluruz.

Bunun için maymunculuk iddiası bizde tutunamaz.

İkincisine gelince:

Namazımıza ilk başladığımızda ayakta iken Rabbimizin üzerimizde tecelli eden sayısız nimetlerini düşünür, sonra bu nimetleri verenin huzurunda minnet ve şükranla eğiliriz. Ancak bu eğilmeyi de kafi bulmayız, sonra kalkıp başımızı yere koyar, başımızla da minnetimizi dile getirmiş oluruz.

Başımızı şunun için yere koyarız. Baş bedenin tümünü de idare eden en yüce varlığımız, en kıymetli organımızdır.

Bununla demiş oluruz ki:

– Ey Rabbimiz, varlığımızın en kıymetli kısmı başımızdır. İşte huzurunda başımızı dahi yerlere sürüyor, sana olan minnet ve şükrümüzü en kıymetli varlığımızı yerlere koymakla ifade ediyoruz. Şayet başımızdan daha kıymetli bir organımız olsaydı onu da huzurunda iftiharla yerlere serer, minnet ve şükrümüzü onunla da ifade etmek isterdik.

Bu açıklamalardan sonra rehber turistin cevabı şöyle oldu:

– Tamam tamam. Biraz daha anlatırsan grubumuza burada namaz kıldıracaksın.

Bu sırada turistin biri çelebi’ye yaklaşıp sordu:

– Bundan sonraki namazınız saat kaçta olacak? Anlattığınız manada bir namazı ben de aranıza karışıp kılmak istiyorum. Bana çok uygun geldi bu anlayış içinde ayakta durmak, eğilmek, başı yerlere koyup Yaradan’a minnettarlığını ifade etmek. Bence de ibadet budur.

(Ahmet Şahin - hanimlar.com)

18 Şubat 2008 Pazartesi

Hergün Bir Hadis-i Şerif

Kişinin cemaatle kıldığı namazın sevabı evinde ve çarşıda (iş yerinde) kıldığı namazından yirmibeş kat fazladır...
(Ebu Davud, 559)

2 Şubat 2008 Cumartesi

Cihadın Kıymeti


(En kıymetli amel cihaddır.) [Taberânî]
(Müşriklere karşı, mal, can ve dilinizle cihad ediniz!)[Hakim]
(Cihadı terkeden millet, mutlaka genel bir belâya maruz kalır.)[Taberânî]
(İnsanların en üstünü, canı ve malı ile Allah yolunda cihad edendir.)[Ş.Ahmed]
(Cihad etmeden veya cihad etmeyi düşünmeden ölen, münafık olarak ölür.)[Müslim]
(En faziletli cihad, canı, malı ile müşriklerle mücadeledir.)[Nesâî]
(Fi-sebilillah cihad edin, böyle cihad, Cennet kapılarını açmaktır.Cihad edenin
sıkıntıları gider.)[Hakim]
(Allahü teâlâ, bir ok yüzünden üç kişiyi Cennete koyar. Oku yapanı, atmak için
ona vereni ve Allah yolunda o oku atanı.)[Hatib]
(En üstün amel, cihaddır. En üstün cihad, farzları ifa etmektir.) [Taberânî]
(En üstün cihad, nefisle yapılandır.)[Ş.Neccar]
(En üstün cihad, zalim hükümdara söylenen hak sözdür.)[Beyhekî]
Emr-i marufun kıymeti
(Bütün ibâdetlere verilen sevab, Allah yolunda savaşa verilen sevaba göre, deniz
yanında bir damla su gibidir. Savaşın sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anilmünker
sevabı yanında denize göre, bir damla su gibidir.)[Deylemî]
[Kur'an-ı kerime, hadis-i şeriflere ve akla uygun şeylere "Maruf", bunlara uymayan
şeylere de "Münker" denir. Müctehidlerin sözbirliği ile yasak edilen şeylere de "Münker"denir.]
Günümüzde en kıymetli amel, yayın yolu ile (Emr-i maruf) ve (Nehy-i münker)yapmaktır. Ehl-i sünnet itikadını yaymalı, gayrı müslimlere ve sapıklara gerekli cevap verilmelidir! Bu yol ile cihad edenler yardımda bulunanlar, cihad sevabına ortak olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allah yolundaki bir mücahidi giydirip kuşatan veya onun çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını gören harbe gitmiş gibi sevaba kavuşur.) [Hakim]